Açık Rıza Kalktı mı? İzmirli Genç Bir Yetişkinin Hayatından Komik Sahne ve Düşünceler
Açık rıza kalktı mı? Bu soru son günlerde kafamda sürekli dönüp duruyor. Çünkü günümüz dünyasında hiçbir şey, -tabii ki dijitalleşen bir dünyada- rıza ve onay kadar kafa karıştırıcı hale gelmedi. Kim, ne zaman, nerede, nasıl rıza verir? Ya da verir mi? Bütün bu “rıza” olayı bende hep bir kafa karışıklığına yol açtı. Tam İzmir’de, 25 yaşında, günlük hayatı başıma iş açılmadan atlatmaya çalışan bir gencin gözünden bakıldığında, bu kadar karmaşık bir dünyada herkesin onay verdiği, ama bir şekilde bizi her durumda zorlayabilecek bir şeyin olması… Hmm, evet, gerçekten kafa karıştırıcı.
Şimdi İzmir’de yaşıyor olmanın avantajlarından biri de; bir şeyleri derin derin düşünürken, bir yandan da ortamın rahat atmosferinde kafayı bulmadan, bu meseleleri arkadaşlarla tartışma şansımın olması. Hani şu meşhur, “Ben bir kere kafayı yedim, sonra böyle kaldım,” lafı var ya, işte onu, her akşam sohbete başladığımda söyleyebilirim. Çünkü insanlar genellikle hayatı, önce basit düşüncelerin peşinden gitmek yerine, hep karmaşık düşüncelere doğru yönlendiriyor.
Açık Rıza ve Günümüz Dünyası: Nedir Bu?
Bunu derken, açık rıza kavramının dijital dünyadaki yeri de ayrı bir dert. İyi de, ben de mi bu kadar dikkatli olmalıyım? Zaten her şeyin “onay”la başladığı bir dünyada, şu soruyu sormadan edemiyorum: Açık rıza kalktı mı? Gerçekten de hayatımızda her şeyin, her dokunuşun onay gerektirdiği bir dönemde, birileri buna sınırsızca “tamam” diyorsa, bizim nasıl bir onay verme şeklimiz olmalı? Mesela, telefonuma gelen her bildirimde, “Bu uygulamaya tüm izinleri veriyor musunuz?” diye bir seçenek çıkıyor. Benim gibi düşünen bir genç için ise bu bildirim, tam anlamıyla bir felsefi soru niteliği taşıyor.
“Rıza” Üzerine Komik Bir Sohbet
İzmir’de bir kafede oturmuşuz, arkadaşım Cemre ile her zamanki gibi saçmalıyoruz. Cemre, teknolojiye olan ilgisini gözlerimden okuyabiliyor, bu yüzden hemen şu soruyu soruyor:
Cemre: “Ya açık rıza kalktı mı?”
Ben: “Bence kalkmaz, kafalar çok karışır, olur ya bir de, ‘Rıza yoktu!’ falan diye tartışmalar başlar. Ama böyle iyiyiz bence.”
Cemre: “Ama her şey onayla başlıyor, anlamadım. Mesela sen şu an ne kadar onay verdin bana?”
Ben: “Şu an sana sadece göz temasıyla onay verdim. Duygusal bir yükümlülük değil, ama anlaşıldı, değil mi?”
Cemre: “O zaman beni bir daha arama, ‘onayım yok’ derim.”
Ben: “Sana bana onay vermek zorunda mıyım? Bazen sanırım bu işler zorlaşacak.”
Bu tür sohbetlerde arada kaybolan “Açık rıza kalktı mı?” sorusu gibi duruyor ama işin asıl derinliklerinde ben de bazen şöyle düşünüyorum: Eğer her şey onaya dayanıyorsa, o zaman biz gerçekten ne kadar özgürüz? Açık rıza kalktı mı? Bunu duyduğumda, aklıma ilk gelen şey, aslında bir noktada herkesin her şey için onay vermesi gerektiği ama kimsenin gerçekten anlamadığı bir evrenin içinde kaybolduğumuz.
“Her Şeyi Onaylamalı Mıyız?”
Hadi gelin, biraz da durumu başka bir açıdan ele alalım: Düşünün, yolda yürürken, karşılaştığınız bir yabancı sizi selamlıyor. “Rıza verdi mi?” diyebilir misiniz? O an, içimden “Evet, sanırım bana bir selam verdi, ama ona karşılık verecek kadar onay verdiğimi söyleyemem,” diyerek, aslında bir selamlaşmanın bile ne kadar karmaşıklaştığını fark ediyorum. Eğer o kişi bana sokakta “Rıza verdin mi?” diye sorsa, sanırım ortalığı birbirine katardım.
Açık rıza kalktı mı? Bu soruyu sorarken bazen aklımda dönüp duran birkaç şey var. Herkesin telefonunda bir “onay” kutusu var, ve o kutucukta her şey yazılı. Kişisel bilgilerinizi bu kadar rahatça paylaşmak ya da bir tıkla onay vermek, teknolojinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ama bir noktada, bu “onay” verme durumunun da hayatın ta kendisiyle ne kadar ilişkisiz olduğu hakkında ciddi bir soru işareti oluşuyor. Gerçekten her şeyin rızaya bağlanması, bazen tıkanan bir sistem gibi geliyor.
“Ben Onay Vermedim, Ama…”
Mesela geçen gün Instagram’da gezinirken, bir hikayemde hikaye paylaşmayı unuttum ve aniden arkadaşım Hakan yazdı: “Hikayen yayında mı? Onay verdin mi?” Şaşkın bir şekilde, “Hakan, daha onay vermedim, bir şeyler yazarken, bir saniyede kayboluyor,” diye cevap verdim. İkimizin de haberi olmadan, teknolojinin içinden bir şekilde kaybolduk ve o an bile “Açık rıza kalktı mı?” sorusunu kafamda tekrarladım. O kadar çok şeyle uğraşıyoruz ki, bir yerde rıza bile vermekten korkar hale geldik.
Kapanış: Rıza Her Yerde, Ama Gerçekten Kalktı mı?
Sonuç olarak, her şeyin her an onay alması gerektiği bir dünyada, bir genç olarak yaşamanın avantajı da var, dezavantajı da. Hayatımda her an yeni bir rıza biçimiyle karşılaşıyorum ve her yeni “onay” deneyiminde, bir şekilde rızanın kalkmış olabileceği hissiyatını duyuyorum. Herkesin her şeyi onayladığı bir dünyada, bir adım daha atmak zor hale gelebiliyor. Çünkü rıza kalktığında, kimse kimseyi dinlemiyor gibi hissediyorsunuz. Ama yine de, “Açık rıza kalktı mı?” sorusunun cevabı net bir şekilde “Hayır” olsa da, bir şeyin farkına varıyorum: Teknoloji, rıza konusunda bizleri her zaman sınar, ama bazen bir sohbetin içinde kaybolmuş bir şekilde kalırız.
Ve ben, bu yazıyı tamamladıktan sonra bir şey düşünüyorum: Yani, gerçekten her şeyin onaylı olması, bizi daha özgür kılmıyor mu? Ama bu konuyu başka bir yazıya bırakıyorum…