Dinimizde Alkış Var mı? O Akşam İçimde Bir Şey Kırıldı
Kayseri’de yaşayan biriyseniz, özellikle eski mahallelerde büyüdüyseniz, insanların birbirinin hayatına ne kadar kolay karışabildiğini erken yaşta öğreniyorsunuz. Bazen bu güzel oluyor. Hastalandığında kapını çalan oluyor, annenin yaptığı mantının kokusu bütün apartmana yayılıyor, biri cenaze evine sessizce yemek bırakıyor. Ama bazen de insanın içine oturan o ağır cümleler yine en yakından geliyor.
Geçen sonbahardı. Hava hafif serinlemişti ama Kayseri’nin ayazı henüz tam çökmemişti. Akşam namazından sonra mahalledeki kültür merkezinde gençlerin hazırladığı bir program vardı. İlahi dinletisi, kısa konuşmalar, çay, sohbet… Ben de gittim. Açıkçası uzun zamandır içim sıkışıktı. İnsanlardan uzaklaşıyordum. Kendimi sürekli yanlış anlaşılmış hissediyordum. Belki iyi gelir diye düşündüm.
Program gerçekten güzeldi. Özellikle küçük bir çocuğun okuduğu şiir beni çok etkiledi. Sesi titriyordu ama gözlerinde inanılmaz bir cesaret vardı. Şiiri bitirdiğinde salonda kısa bir sessizlik oldu. Sonra birkaç kişi hafifçe alkışladı. Ben de alkışladım.
Tam o sırada arka taraftan sert bir ses yükseldi:
“Camide gibi yerde alkış mı olur? Dinimizde alkış var mı?”
İnsanların kafası bir anda o tarafa döndü. Alkışlayanların eli havada kaldı resmen. O an içimde tuhaf bir şey oldu. Sanki küçücük bir çocuk gibi utanmış hissettim. Halbuki kötü niyetli değildik. O çocuk heyecanını yenmişti sadece. Ona destek olmak istemiştik.
Ama o cümle gece boyunca beynimin içinde dönüp durdu:
“Dinimizde alkış var mı?”
Bir Sorunun İnsan İçine Bu Kadar Oturması Normal mi?
Ben bazı şeyleri fazla düşünüyorum galiba. Günlük tutuyorum yıllardır. İnsanların bir cümlesini bazen günlerce yazıyorum. O gece eve geldiğimde de defterimi açtım.
Pencereden dışarı baktım. Kayseri geceleri garip oluyor. Özellikle sonbaharda… Sokak lambaları insanın içine hüzün dolduruyor. Uzaktan geçen arabaların sesi geliyor sadece.
Deftere şunu yazmışım:
“Bir insanı desteklemek neden yanlış hissettirildi bugün bana?”
Gerçekten bunu düşündüm uzun uzun. Çünkü bizim mahallede insanlar sevinçlerini bile kontrollü yaşamaya çalışıyor bazen. Çok gülersen ayıp olur. Çok konuşursan yanlış anlaşılır. Çok heyecanlanırsan yargılanırsın.
Oysa ben duyguların bastırılmasını hiç sevmiyorum.
Bir çocuk şiir okuyor ve sen onun cesaretini takdir etmek için alkışlıyorsun. Bunun içinde kötü ne olabilir?
Ama mesele sadece alkış değildi aslında. Mesele insanların birbirini hemen suçlamasıydı.
Babamla Yaptığım O Gece Konuşması
Enlemkoleji olarak her zaman olduğu gibi, bu kez “Dinimizde alkış var mı” konusunda sizin yanınızdayız.
Babam genelde az konuşur. Ama bazen öyle cümleler kurar ki günlerce aklından çıkmaz.
Mutfağa su içmeye gittiğimde oturuyordu. Bana baktı:
“Canın sıkkın.”
Ben de anlattım olanları.
Sonra ona sordum:
“Baba gerçekten dinimizde alkış yanlış mı?”
Çayı karıştırdı uzun uzun. Sonra dedi ki:
“Evladım, niyet önemli. İnsanları küçümsemek için yapılan başka, destek olmak başka.”
Bu cümle beni çok rahatlattı. Çünkü bazen insanlar din adına konuşurken merhameti unutuyor gibi geliyor bana.
Babam devam etti:
“Peygamber Efendimizin hayatına bakınca insanın kalbini kırmamayı öğreniyorsun önce.”
İşte bu cümlede boğazım düğümlendi biraz.
Çünkü o akşam o küçük çocuğun yüzünü unutamamıştım. Alkış kesilince gözleri yere kaymıştı. O an hissettiği şeyi çok iyi biliyordum. İnsan bazen tek bir bakışla bile kendini suçlu hissedebiliyor.
İnsanlar Dinin Sert Olduğunu Neden Düşünüyor?
Bunu gerçekten çok düşünüyorum.
Ben dinin insana huzur vermesi gerektiğine inanıyorum. Evet, kurallar var. Evet, hassasiyetler var. Ama bazen insanlar öyle sert anlatıyor ki her şey korkuya dönüşüyor.
“Bunu yapma.”
“Şöyle oturma.”
“Böyle gülme.”
“Şunu alkışlama.”
Sonra insanlar yavaş yavaş içlerine kapanıyor.
Ben çocukken camileri çok severdim. Hâlâ seviyorum. Ama bazı insanlar yüzünden gençlerin uzaklaştığını görünce üzülüyorum. Çünkü sürekli azar işitmek kimseye iyi gelmiyor.
Dinimizde alkış var mı sorusu da aslında böyle bir şey oldu benim için. Sorudan çok o sorunun soruluş şekli canımı acıttı.
Bir Hafta Sonra Aynı Çocukla Karşılaştım
Mahalle bakkalının önünde gördüm onu. Elinde ekmek vardı. Beni görünce utangaç şekilde selam verdi.
Yanına gittim.
“Şiiri çok güzel okudun,” dedim.
Gözleri parladı bir anda.
“Gerçekten mi abi?”
“Gerçekten.”
Sonra biraz durdu ve sessizce şunu söyledi:
“Bir daha çıkmak istemiyorum sahneye.”
İşte o an içim parçalandı.
Bir insanın hevesini kırmak bu kadar kolay olmamalı.
O çocuk belki günlerce hazırlanmıştı. Belki odasında tekrar tekrar prova yapmıştı. Belki heyecandan elleri titremişti.
Ve aklında kalan şey şiirin güzelliği değil, insanların tepkisi olmuştu.
O gün eve yürürken çok ağır hissettim kendimi. Kayseri’nin kuru soğuğu yüzüme vuruyordu ama içimde başka bir üşüme vardı.
Duygularımızı Göstermekten Neden Çekiniyoruz?
Ben bunu sadece alkış meselesinde görmüyorum.
Biz genel olarak duygularımızı göstermekten korkuyoruz galiba.
Birini sevdiğimizi söylemek zor geliyor.
Takdir etmek zor geliyor.
Sarılmak bile bazen ayıp gibi hissettiriliyor.
Halbuki insan ruhu bunlarla ayakta kalıyor.
Ben bazen annemin yaptığı çayı içerken bile duygulanıyorum. Çünkü sevildiğini hissetmek insanı iyileştiriyor.
O küçük çocuğun da ihtiyacı olan şey buydu bence:
Desteklendiğini hissetmek.
Dinimizde Alkış Var mı Diye Araştırırken Fark Ettiğim Şey
Olaydan sonra gerçekten araştırdım bu konuyu. Farklı görüşler okudum. Bazı insanlar alkışın belirli ortamlarda uygun olmadığını söylüyor, bazıları ise niyet ve bağlama göre değerlendiriyor.
Ama ben bütün bunların arasında başka bir şey fark ettim.
İnsanlar bazen şekillere, özden daha fazla takılıyor.
Bir insanın kalbini kazanmak mı daha önemliydi, yoksa onu herkesin içinde utandırmak mı?
Ben cevabımı biliyorum.
Çünkü din bana önce vicdanı öğretiyor.
O Günden Sonra Kendime Bir Söz Verdim
Birinin hevesini kıran tarafta olmamaya çalışacağım.
Bazen sadece bir cümle bile insanın hayatında iz bırakıyor. Güzel ya da kötü…
Ben hâlâ o çocuğun sahneye tekrar çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Ama umarım çıkmıştır.
Umarım sesi yeniden titreyerek şiir okumuştur.
Umarım bu kez biri onu korkutmadan desteklemiştir.
Ve umarım insanlar dinimizi anlatırken biraz daha şefkatli olmayı öğrenir.
Çünkü benim inandığım şey şu:
İnsanların kalbine korkuyla değil, merhametle dokunulur.
Kayseri Gecesinde Kendime Yazdığım Son Cümle
O gece günlüğümü kapatmadan önce son bir şey yazmıştım:
“Bazen bir alkış sadece alkış değildir. Bazen bir insanın cesaretine omuz vermektir.”
Aradan aylar geçti ama hâlâ unutmadım bunu.
Şimdi ne zaman birini heyecanla bir şey yaparken görsem içimden destek olmak geliyor. Çünkü hayat zaten yeterince zor. İnsanların hevesini söndürmek için değil, birbirinin ışığını büyütmek için yaşaması gerektiğine inanıyorum.
Belki herkes benim gibi düşünmez.
Ama ben hâlâ o küçük çocuğun şiiri bitince gözlerinin içindeki heyecanı hatırlıyorum.
Ve içimden yine aynı şey geçiyor:
Bazı alkışlar sadece sestir.
Bazılarıysa bir insanın kalbine dokunur.